İç içe , içten daha içe ve en sonunda kendinden hariç her şeye uzak olduğun noktaya varıyorsun. ” Öncesinden belirlenen hayatımın beyaz buz pateninde çöllerde koşmaya aşık oluyorsun ve ardında gerçekler hiçte acı değil.” diyorsun. Olanlar olmuş zaten ve olacaklarda olmuş gibi olmuyor yapmacık değiller. Tamamen kandan , irinden ve kemikten bedenlerle ayak basıyorlar toprağı olmayan kaldırım taşı misali ömürlere, ömürlerime. Şikayet etmek değilde daha çok aldığın nefesi bir sebebe bağlama , giydiğin kıyafeti bir bedene bağlamak ve ansızın teni tenine değen hisli bir yağmurun elinden tutup , elinde sıcacık tutma isteği ile bilinmezliğin kör gecesinde yürüyüşe çıkmış gibi olan bu hayatım, hayatın belirsizliğiyle yaşamak zorunda kalmamalı.

Sahte gülmeyi ben annemden öğrendim. Bu cümle öyle bir yaşandı ki en güzel gülenin, en umutlu olanın ve nice en en …olan bir gül gibi gülen kızın gonca misali suskunluğunun kapalı kitap ömrünün ilk cümlesiydi. Ne kadar yazarsam yazayım biliyorum hiç bitmeyecek bu istek bu arzu bu tapınasıca harfleri çizmek, yoklamaya çekmek daha kötüsü kopamayıp ; parmak ucunu morartana kadar vakit geçirmek. Üstü kapalı ömrümün , penceresi kaybolan. Yalın ayak gezmeliyim sokaklarda , ara caddelerde nedeni yok ve olmamalıda.

Bir bir ömrüme katıyorum bulduğum , keşfettiğim, ışık görüp yanına gittiğim az bulunan ama uzunca huzur veren insanları. Unutulmak hiç hayatımda yaşamadı. Unutmak hep bir adım ayağımın altında acıklı bir çivi kesildi.

Umardım ki ; ölüm ilaçtır her derde devadır.

Bulunmaz bir eksiğin içine düşüp ‘şuradayım’ demek kadar saçma bir romanın saçma bir kurgunun ilk sayfasında ki karekterin yazarına baş kaldırması gibi olu veriyor. Kalbimin kurumayan yeşillikleri… “Belki de en çok kendine hasret kaldığı için insan , büyüdükçe farkına varıyor , kutsal yalnızlığının kırık duvarlarına. Yazmak isteyipte yazmadıklarım benden şikayetçi olacaklar, bunu biliyorum. Değersiz bir parmağım kesilip arandığı bir çağda rahatın rehavetin peşine düşen cümleleredir seslenişim.” Umulmaz bir unutmanın eşiğinde sancı çekerek öleceksiniz.

Böyle konuşmamın ne manası var ki diye düşünen şu an ki o bu ve şu o olsun.

Yazmak, çoğu zaman yazamadıklarından ibaret kalıyor. Kıvranan yatağımdan kendimi aşağıya atarken ki huzurun bitimindeyim şimdi.

Gözaltı torbalarımda,
Ezberimle dokuna bildiğim,
Gözbebekleri var.
Gece olunca,
Doğacak gibi oluyor;
Torbama ağır gelen bebek sesleri.

Anlaşılmak hiç mesele değil zaten anlamak için doğmamışız, yaşamak dersen oda uzun ince bir yolun kısa kısa ufuk çizgilerinden ibarettir. Şimdiler de uykumdan hariç hiçbir yerde göremiyorum, unutmak zorunda kaldıklarımı. Aman boşver ! Unutunca ne oluyor ki ? Sen içinde ki yaşama sevincini hiçbir şeye bağlama, sakla onları. Okunmayan bir vasiyet diye yazıp bir fidanın gölgesine göm. Söylenmeyen şeylerle dolup taşmakta şimdi yerin altı. Yerin altında buluşmak dileğiyle.

Esenle kalın.

İsmail BUĞDAYCI