Söylenilmesi gereken şeyler vardı, sana karşı içimde.Ne kadar acı, başımın ucunda olman ve benim sana dokunamama. Ben çok bekledim, hep bekledim seni. Ama sen hiç gelmediğin gibi hep gittin, kaçtın benden. Acaba ben mi hata yapıyorum ?

Aslında mantıklı aşık olmak gerekiyormuş.Bunu da yeni öğrendim. Öğrettin, teşekkürü borç bilirim sana. kalbim öyle kırgın ki, ruhumun yorgunluğu kadar. Bir parça üzüntü daha yaşayacak kadar yer yok içimde.

Mutlu olmak istiyorum…

Bana ne yaptın? Nedir sendeki bu gizemin adı? Ne olur olgunlaş artık! Çocuk gibi kapımı çalıp çalıp kaçmakta neyin nesi böyle.

Yoksa aşk mı zamansız geldi, ya da ben mi yanlış sevdim? Sahi ne demekti aşk? Tenlerin buluşması mı, yoksa duyguların birbirine karışması mı? Aslında aşkı tanımlayabilecek bir dil daha icat edilmedi.Aşkın dili yoktu kanımca.Aşkın bakışları vardı kanımca, aşkın gözyaşları vardı. Aşk, yok olmaktı. Evet kesinlikle yok olmaktı. Çünkü ben; aşk ile geldikçe sana, hep eksildim. Eksildikçe bittim, bittikçe yok oldum. Yokum…

Aşk geçici kavramdır. Sonralarını alışkanlığa bırakır. Sevgi ise bambaşka bir şey. Sonu yok, kavramı yok, belirginliği yok. Sevmek ağır yük.Biz ne aşık olalım, ne de sevelim. Gel biz birbirimizi zamanın akışına bırakalım. En iyisi saygı duyalım birbirimize. Eğer saygı biterse ne aşk kalır, ne de sevgi…

O zaman sen bana yeniden gel. Yeterki gel! Ömrümü ömrüne bağışlarım. Yüreğini yüreğimde, ellerini avuçlarımda, kokunu nefesimde, gözlerini göz bebeklerimde, seni de başımın üstünde taşırım. Gel önce saygı duyarak başlayalım bu yeni başlangıca. Söz veriyorum, bu yürek gemisinin kaptanı sensin. Aşkın da tekrar yok olmaya varım ben. Şayet kalabilirsen aşkın en akıl almaz yokluğunda.

Sevgili Yıldız Tilbe’nin de dediği gibi:
“Aşk bir yorumdur elbette herkes de farklı
Şivesi sensin aşkın
Buda senin farkın” .