Neredeyse benim kadar eski olan Prince of Persia 1989 yılında piyasaya sürüldüğündeprince-of-persia-the-sands-of-time yer yerinden oynamış, insanlar bu oyunu bilgisayarlarında oynayabilmek için birbirlerini ezmişlerdi.İlk defa Hareket yakalama teknolojisinin atası sayılabilecek bir teknoloji kullanılmış, prensimiz ilk macerasına atılmıştı. Oyun çok büyük başarılar elde etti ve cep telefonundan Playstation Portable’a, Xbox’dan Playstation’a kadar birçok platformda kendisine yer buldu. “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” sözünden yola çıkarak, “Her başarılı oyunun arkasında sağlam bir senaryo vardır” dersek pek yanlış olmaz herhalde.

Prince of Persia yani nam-ı diğer Pers prensinin yaşadığı yer günümüz İran topraklarında yer alıyor. Sinemaya da uyarlanan (Pers Prensi: Zamanın Kumları) oyunun hikayesinde ana karakterimiz Prens Destan. Aslında kralla hiçbir kan bağı olmayan kahramanımız kral tarafından evlatlık alınıyor. Kral, Destan’ı kendi çocuklarından ayırmıyor ve bir prens olarak büyütüyor. Tahtta, parada pulda, şöhrette gözü olmayan kahramanımız kaderin cilvesiyle krallığın geleceği oluyor. Kraliyeti kurtarıyor, prensesi öpüyor bla bla bla…

prince of persia set

Ubisoft firması Prince of Persia’nın telif haklarını 2003 yılında satın aldı. “The Sands of Time”, “Warrior Within” ve “The Two Thrones”‘dan oluşan bir üçleme çıkartıp bizlerin beğenisine sundu. Oyunların çok başarılı olduğu bir gerçek ama işi sulandırmamak, hikayeyi bozmamak adına üçlemeden sonra (The Sands of Time’ın yeni versiyonunu saymazsak) oyun çıkarmadı. Bunun yerine bu çok tutan serinin varisi Assassin’s Creed duyuruldu. Oyunun ismi sizde bir çağrışım yaptı mı bilmiyorum ama buradaki “Assassin”lerden kasıt “Haşşaşiler”…

 

Haşşaş ve Haşşaşiler

assassins_creed_iii_3-wallpaper-800x600Yine aynı coğrafyadaki kahramanlarımız “Pers Prensi” hikayelerinde de yer alıyor.  Haşşaşiler genel olarak suikastçi olarak biliniyorlar. Hatta oyunda ve bazı maceraperest tarih romanlarında anlatıldığına göre suikastçilerin ataları olarak anılıyorlar. Hasan Sabbah komutasındaki Alamut kalesi ve suikastçilerinin tarihin akışını değiştirdiği bir gerçek. Oyun içi hikayelerde ve bazı tarih romanlarında fedailerin haşhaş içtiklerinden ve uyuşturucu madde olan haşşaşın etkisindeki suikastçilerin yenilmez olduklarından bahsediliyor. Vladimir Bartol “Alamut” isimli kitabında küçük yaştaki köle kızların alındığı ve bu suikastçiler birliğine hizmet etmeleri için yetiştirildiğinden bahsediyor. Aslında genel olarak anlatılan hikaye dört tarafı yüksek dağlarla çevrili Alamut Kalesine giriş ve çıkışların neredeyse imkansız olduğu ve çarpıtılmış bir islamiyetle yönetilen Alamut kalesinin Haşhaşın etkisindeki gözüpek suikastçilerinin  tarihin akışını nasıl değiştirdiğiyle ilgili. Bu hikaye birçok filme, oyuna ve hatta çizgiromana da esin kaynağı olmuş. Hatırlanacağı üzere “300 Spartalı” filminde Spartalılar Perslerle mücadele ediyor. Filmde suikastçileri andıran birçok karakter görmek mümkün. Yine DC Comic’s evreninde geçen Ra’s al Ghul karakteri Hasan Sabbah’dan fazlasıyla etkilenmiş gibi görünüyor. Ra’s al Ghul karakterinin ilk defa Babil kalesi adlı çizgi romanda boy göstermesi de bunu destekliyor.

Çarpıtılan Gerçekler

Atlas Dergisinin Nisan 2015 sayısında Haşhaşilerle ilgili çok kapsamlı bir yazı var. Haşhaşilerin, Hasan Sabbah’a ölümüne bağlı olduklarından, yaptıkları suikastlerden sonra “Ben İsmaili fedaisiyim, Hasan Sabbah’ın fedaisiyim” diye bağırdıklarından bahsediliyor. Kendi işlerine geldiği gibi iki Müslüman devletin kavgalarında cephe aldıkları, Kudüs’ün alınmasında büyük fedakarlıklar yaptıklarını da anlatıyor. Dergide bahsedilen en enteresan bilgi Haşhaşilerle ilgili anlatılan herşeyin yalan olduğuyla ilgili. Yani Haşhaş kullanmaları, emirlerine verilen kadınlarla alem yapmaları ve alemden hemen sonra suikaste gitmeleri gerçeği yansıtmıyor. Bu söylenti zamanında Haçlılar ve Sunniler tarafından uydurulmuş. Haşhaşiler suikastten önce bölgeye gidip kendilerini kamufle ederlermiş. Ön hazırlık bir ay, bazen de birkaç yılı bulurmuş. Böyle olduğu için kalede alınan uyuşturucu maddenin etkisinin bu kadar uzun olmasına imkansız. Atlas Dergisinin görüşü bu yönde.

Klasik anlatılan hikayenin de Atlas dergisinde anlatılan hikayenin de %100 gerçek olduğunu zannetmiyorum. Ama anlatılan iki karşıt hikayenin ortak noktalarından Kartal Yuvası manasına gelen Alamut’un tarihin akışını değiştirdiği ve Haşhaşilerin çok başarılı suikastçiler olduğu anlaşılıyor. Hangi hikayeye inanacağınızı kendiniz seçeceksiniz….