Ölüm hepimizin kapısını kesin olarak günün birinde çalacak bir olgudur. Etrafımızda her an bir şeyler ölüyor. Bu bir akraba da olabiliyor bazen. İşte bir akrabamız ya da bir sevdiğimiz öldüğü zaman bizim içimizde de bir şeyler ölür.

Özlemin yarattığı büyük içi doldurulamaz bir boşluk meydana gelir içimizde. Pekiyi acaba bu boşluğu bir kapıya çevirmek mümkün müdür?

İnsanların henüz ilişemediği ve üzerinde çalışmaya güç yetiremediği ölüm olgusu esasında ilahi aleme açılan bir kapı değil midir?

Ölüm olgusu zihnimizi kuşattığında dünyada sahip olduğumuz tüm metalar birden bire çekiciliklerini kaybeder.

Birileri öldüğünde ve bu bir yakınımız ise derin bir boşluğa düşeriz ama yine de ölenin biz olmadığını içten içe bilir ve bilincimizin en alt ve en karanlık yerinde gizli bir sevinç de vardır. Bu sevinç hiçbir zaman dışarı yansımaz. Bu sevinç ölenin biz olmamasından kaynaklanır ve tam olarak egonun sevincidir.

Herkes cenneti ister ama kimse ölmek istemez!

Bu bir koan ya da bir paradoxa benzer. İçinden çıkılamaz. Kime sorarsanız sorun herkes cenneti ister ve özler ama cennete giden yolun bir durağı olan ölümü kimse geçmek istemez.

Ölmek istemeyen kimdir?

Bu soru çok derinlemesine düşünülerek cevaplanmalıdır. Her birey bizzat tek başına bu soruyu cevaplandırmalı. Gerçekte ölmek istemeyen kim? Biz miyiz yoksa kendimizi tamamen bütünleştirdiğimiz ego mu?

Sorunun cevabı basittir. Ölmek istemeyen biz değiliz egonun kendisidir. Çünkü biz ruh varlığı olarak ölmeyeceğiz. Sadece boyut değiştireceğiz. Bu farkındalığın verdiği olgunlukla hareket edersek ikili ailevi ve toplumsal ilişkilerimizde çok daha olgun anlayışlı sevecen bir moda bürünebiliriz.

Ölüm kendisinden korkulduğu sürece canavarlaşır!

Bütün korkularımızı gözlemlediğimizde aslında tüm korkuların beslendiği ana kaynağın ölüm korkusu olduğunu görürüz. Ölüm korkusu bittiğinde yeryüzünde korkulacak hiçbir şey kalmaz. Çünkü tüm korkuların kaynağı kurutulmuş olur.

Kişisel gelişimde bireysel olgunlaşma çok önemlidir. Bireysel olgunlaşmaya varmış bir insan kişisel gelişimini tamamlamış bir insandır. Kişisel gelişim tamamlanmış bir insanın yaşama bakış açısı eskisine oranla çok farklı noktaya odaklanır. O nokta da ölümsüzlük noktasıdır. Ölümden korkmak bedenin ölümünden korkmaktır. Oysa birey olarak bizler bedenlerimizden ibaret değiliz.

Bunu Nasıl Fark edebiliriz?

Beden olmadığımızı idrak ettiğimiz an ölümsüz olduğumuzu da far etmiş olacağız. Ölen şey biz değil bedenlerimizdir. Tıpkı rüyada astral alemlere gidiş gelişimiz gibi ölüm de bir başka rüyaya ya da boyuta gitmekten başka bir şey değildir. O nedenle ölümden korkmak yerine onu kabullenmek hem de şükranla kabullenmek tüm korkularımızı kurutmanın tek yoludur. Stres kaygı panik atak yaşlanma korkusu tamamen en derinde ölüm kokusuna gizli bağlarla bağlı korkulardır.