Issız bir sonbaharda yalnız bıraktın sen, beni…
Bulutlar ağlıyordu bize. Rahmet damlaya bürünmüştü.
Gökyüzü kasvetli ve hırçın bakışlarıyla bizi süzüyordu.
Güneş, bir umut gibi ışık saçıyor bir de yalnızlık kalıntıları saçıyor kalbimin en derin anılarına.
Gidişin halen hatırımda bir yaprak gibi düştün dalından, yuvandan…
Oysa sen hiç gitmedin hep hislerimdesin.
Her gün içimden sana sarılmak geldi her gün ama her gün, diyemedim; seni sevdiğimi, özür dilerim…
Halen hatırımda yere düşüşlerim ve senin yaramı öpüp teselli edişin; başımı okşayıp hikâye anlatışların. Avuç içimde, yanağımda, yastığımda en çokta kalbimde hep öpücüklerin var hiç hissini ve kokusunu kaybetmeyen!
Issız bir sonbaharda yalnız bıraktın sen, beni…
Çiçekler açmış şimdi saçlarında. Her köşede hasretin, seraplı hayallerin gözümün önünde… Gül kokan tebessümün şuan yüreğimde halen dün gibi taptaze gidişin…
Arar dururum! Bulamam ama yine bu gece de çıkıp yatağımdan sana koştum, sanki odandaymışsın gibi koşarak geldim yine bulamadım sarılacak bir sen…
Rüyalarda seni görmekten mutluluk duyuyordum yanımda iken, kaybettikten sonra seni arar durur gözlerim hele ki kalbim seni yaşarken sevmedi sevmiş gibi yaptı, ah kalpsiz kalan ben pişmanlık kokar şimdi düşüncelerim.
Şimdi yastığımda elbiselerin, üstümde ise kokun var. Titriyor dudaklarım; kahverengi gelinliğine bakarken ve bakışlarım donakaldı. Susmuyor içimin feryadı; hıçkırıklarda hep özledim seni, boğuldu tüm umutlarım hepsi sende kaldı, gidişin yüreğimde düğümlenen bir hıçkırık…
Vefa ve sadakat her daim ruhunun parçasıydı. Hiç unutmadım; ilk gözyaşlarını, benim için ağlayışlarını hep hatırladıkça öptüm o, anıların ayaklarından tüm benliğimle…
Sen hep başucuma gelirdin. Bir öpücükle selam verir bin öpücükle yatırırdın annecim.
Şuan mezarının yanındayım…
Sana ‘annecim’ demeyi de yalnızlık en çokta sensizlik öğretti.
Kara toprağa renkler dikmişsin! Saçların mor menekşeler açmış. Boydan boya güzellik suretine bürünmüş, annecim seni hiç unutmadım yine çok güzelsin!
Her sabah resmini öptüm, okulda da baktım baktım içimden sana ağıtlar yaktım sonra bana söylediğin ninniyi fotoğrafına anlattım! Okuyorum annecim sen dedin diye yoksa babam okutmazdı beni; işçi lazım diye. Ne olur sen üzülme annecim, ben iyiyim bak ağlamıyorum da artık…
Seni de rengarenk buldum bir rengin eksik oda kırmızı güller iki çift getirdim sana bu gün senin günün diye: ”Anneler Günün Kutlu Olsun ” yüreğimin parçası.
Mor menekşeli saçlarından bir tutam aldım papatyalar açan yanaklarına da öpücük bıraktım. Ayaklarının üzerinde filizlenen sarı laleleri senin ayakların diye öptüm annecim.
Sevenleri ölüm ayıramaz; sevgi ölmedikçe.
Hasretleri mesafeler kapatamaz özlenen gelmedikçe.
Yürekler birlik olamaz; gönülden sevmedikçe.
Bunları bana sen öğretmiştin annem halen hatırımda.
Şimdi aramıza nefes ile can girmiş. Cansız ve nefessiz sana ulaşacağım günü beklemekteyim.
Ne olur annecim yine rüyalarıma gel pamuk ellerinle saçlarımı okşa uyanınca da sen kokmak istiyorum…
Dayanamadım; ağlıyorum annecim gözyaşlarımı sana hediye ediyorum. Üstündeki mor menekşelere mektup bıraktım dudaklarımla. İçine de hasret üfledim en içten bakışlarımla.
Ne olur siz de farkına varın: Sevenler kaybedilmeden anlaşılmalı. Yüreklerimizi ısıtan insanların gidişleri olmamalı hayatımızda olur ise de sevgisizlik buna neden olmamalı.
Kâinat sevgi üzerine kurulmuş bir intizam anne ve baba bu intizamda sevginin, vefanın ve karşılıksız mutlu etmenin en parlak nurudur.
Ben kaybettikten sonra annecim dedim, anneme.
Siz henüz annecim diyebildiniz mi yüreğinizin parçasına?
Söylemediyseniz eğer; geç olmadan söylemeniz dileği ile esenle kalın.