Bir sahilin ıssız kenarında otur,
Hemen dadanır martılar boşver kalkma yerinden,
Uzaktan kara tren bulutu ıslık çalarda sana,
Bakma artık beklenen siyah dumanla gelmez bu limana,
Herkes gibi olmayı denesene sen !
Evlensene hemen ,
Seversin  belki evlenince,
Herkesleşmek aptalca !
Taş olsa dahi yeşil çimen büyütür başında,
Umut buya belki de gelir bir kürek sesi,
Elleri ayakları kanıyor beklemekten bu kanlı postun,
Haydar Paşa Garından dalarken Kız Kulesine,
Gücü yetmiyor batı veriyor zavallı Güneş,
Son gemide gelmişti, liman kocaman bir siyah felaketin mevsimin de üşümeye durdu,
Eksildi bir yanım,
İskeleye çıktım,
Koyu bir çay istedim yanında bir kurabiye bir de tuz ekledim de bekledim.
Hiçbir şeyi beklemekle geçmemeliydi ömür,
Vakit düşmandı, dalgalar düşman , düşünmek büyük eylemdi,
İçeri girerken sağ köşede bekleyen bir gölgenin kalıntılarına rastladım,
Oturmuş kitap okuyorken tam karşıma dikildi,
Aynalar arkası çizilmeyene tek gerçeği göstermezdi,
Buyur ettim çay ikramıma gülmüştü,
Gölgesini ben içerim ,
İçindekileri sen iç,
Tuzu da bölüşürüz demişti.
Çok bekleyince ruh yerine gölgesi karşılar bekleyeni,
Şimdi her gittiğin  her geçtiğin her üşüdüğün vakit,
Varlığını bildiğin halde dokunamayıp, sarılamadığın bir gölgenin yolunu beklemek,
Her  gece mavi bir denizi siyaha çalıp eve dönmek,
Martıların kanatlarını kırardı,
Yudumlarken son gölgesini çayın,
Kırık bir Do RE Mİ sesi ile kaybolu veriyordu ,
Oturduğu Kör Baykuş sayfalarının arasından,
Altını  çizdiği cümlelerin  gecelerinde ,
Gözleri parlak bir şekilde kalkı vermişti,
Sahi Gölge hiç kokar mıydı ?
Oysa o Kırmızı’nın en güzel kokusuyla,
Yanımdan ayrıldı,
Yanından ayrıldım,
Olmaz olmaz dememek lazımdı olu verdi işte ,
Sahil kenarında oturan bedenim ,
Gönlüm ile iskeledeyim,
Beden dışarıda üşür unuttum neyleyeyim,
Gönül, gölge ile ısınırmış bilemedim,
Bitince vakti sükut her şey yine FA SO LA sesi ile devam ede durdu,
Bir Hidayet Kitabında her şey yaşanmadan son buldu.

İsmail Buğdaycı