Bu yazıyı yazmak istedim çünkü şu anda eşimle zor bir süreçten geçiyoruz. Sürecin sonlarında olmamıza rağmen, hala bazı sıkıntıları yaşıyoruz. Sıkıntıların sebebi, aslında birçok insanın karşı karşıya olduğu sebepler ile aynı. Yani belirsizlik! Belirsizlikler, insan hayatını kâbusa çeviren sebeplerdendir. Hayatınızda belirsizlikler oldukça fazla ise mutlu değilsiniz demektir. İnsanın yapısında, geleceğini bilme ve ne yapacağını öngörme dürtüleri var. Bu dürtüler yeterli miktarda beslenmediği zaman, mutsuzluklar ve bunalımlar baş gösteriyor.

İşte eşim ile bizim yaşadıklarımız, aşağı yukarı buna benzer şeyler. Ocak aynının başlarında fark etmemizle beraber, erken teşhis konuldu. Belki de en büyük şanslarımızdan bir tanesi bu oldu. Sonrası, bir dizi belirsizlik tedavi süreçleri ve sıkıntılı günler. Hem maddi hem de manevi olarak insanı yıpratan bir süreç. En tehlikeli olanı bu süreci boş atlatmak yani kafanızın meşgul olmaması. Ben bu tehlikeyi dolu bir kafa ile atlatmayı tercih ettim.

Unutmak istediğiniz ama yarın yine aynı şey ile karşılaşacağınız bir durum. Her ne kadar 10 kadından 8’inde görülse de yine de insan kendisine konduramıyor. İşte bu süreçte hem kendi kafamı, hem de eşimin kafasını doldurmak zorundaydım. İki işi birden aynı anda yapmak, biz erkekler için gerçekten de zor bir durum. Ancak benim kafamda iki den daha fazla iş vardır. Bir yandan ekonomik zorunluluklarını yerine getirmeye çalışıyor, bir yandan tedavi sürecini takip ediyor ve bilgilenmeye çalışıyordum.

Aynı zamanda yazı işlerimi de yürütmeye çalışıyordum. Kafamın içi oldukça dolu olmasına rağmen, içerisinde yüksek sesle yankılanan bir düşünce vardı. Bundan sonra ne olacak? Belki de hayatım boyunca kafamdan gitmeyen ve ölmeden de gitmeyecek olan bir soru. Belki de birçoklarımızın kafasında olan sorulardan bir tanesi ama en önemlisi. Sanırım yazının bu aşamasından sonra edindiğim teknik bilgileri sizlere aktarmak daha doğru olacaktır.

Göğüs Kanseri Nedenleri ve Tanısı

Aslında hayatınızı olumsuz derecede etkilemedikçe yayılmasını anlayamayacağınız, hastalıklardan bir tanesi. Çağımızın hastalığı. Kanser hastalığının tedavisinin en kolay yapıldığı türlerinden bir tanesi olan meme kanserine, her yıl milyonlarda kadın yakalanıyor. Bazıları erken teşhis sayesinde, rahat bir tedavi süreci yaşayabiliyor. Bazıları ise geç kalındığından dolayı, sonucu ölüme kadar varabilecek, korkunç ve acılı günler geçiriyor.

Biz şanslı olan taraftık. Bir gün eşimin ve benim fark etmemizle birlikte, doktora gitmemiz gerektiğini anladık. Ele gelebilen ve bariz bir şekilde fark edilebilen bir kitle vardı. Hem koltuk altında, hem de sol meme bölgesinde. Öncelikle edinmemiz gereken bilgi, tedaviyi en iyi nerede yaptırabiliriz oldu. İnternetten ve doktor olan akrabalarımdan bu konuda yardım aldım.

Elimizden geldiğince çok bilgi edinmek, hastalık süresince yapmamız gerekenlerde bizlere en iyi rehber olacaktı. Zaten bende belirsizlikten hoşlanmayan birisi olarak ve araştırmayı alışkanlık haline getiren birisi olarak, epey bir araştırma yaptım. Sonunda güzel bir hastane bulduk. Tesadüf ki, eşimin doğum yaptığı hastane ile aynıydı. Zaten bir hastaneyi özel yapan şey, hastanede bulunan öğretim görevlileri ve doktorlardır. Özellikle üniversite hastanelerinde durum böyledir.

Doktora her gittiğimizde, vakit elverdikçe süreç ve tanı ile ilgili sorular da soruyordum. Belki bize soran olursa, onlara da yardım etme şansımız olabilir diye. Peki göğüs kanserinde tanı nasıl oluyordu? Aslında oldukça basitti. Göğüs bölgesinde daha önce olmayan bir kitle ya da dokunduğunuz da hissettiğiniz bir sertlik varsa, hemen doktora gidiyorsunuz. Aslında bu kanser hastalığına işaret etmeyebilir ama işinizi şansa bırakmamanız gerekiyor. Bazı kanser hücresine sahip olan dokular, kolayca ele gelemeyebiliyor. Bu durumda yapılacak şey en ufak bir sertlikte doktora başvurmanız olacaktır.

Sonradan öğrendik ki, aslında bayanların her ay düzenli olarak aile hekimlerine ya da doktorlarına muayene olmaları gerekiyormuş. Ülkemizde birçok kişinin ihmal ettiği ya da ekonomik sebeplerden dolayı yapamadığı bir durum bu. her ne kadar aile hekimliği birçok yönden faydalı olsa da, sonuçta sizi yine masraf yapabileceğiniz bir hastaneye gönderebiliyorlar.

Belki de bana diyebilirsiniz ki, sağlık bu masrafın ne önemi var? Bazı durumlarda birçok insanın, hastaneye bile gidecek parası olmadığı düşünüldüğünde, aslında ikisi de birbiri ile sıkıca bağlı olaylar ilişkisinden başka bir şey değil.

Öğrendiğimiz bir başka bilgi ise bu hastalığın kalıtsal olarak %7 ve 9’luk kısmının kalıtsal olarak aileden geldiğiydi. O halde bu kadar yaygınlaşmasının nedeni neydi bu hastalığın? Araştırdığımda gördüm ki günümüzde tükettiğimiz gıdaların hazırlanış biçimi, kanserin yaygınlaşmasına büyük katkılarda bulunuyormuş. Özellikle sentetik olarak üretilen ve organik olmayan şeker, kanser hücrelerini en çok besleyen etkenlerden bir tanesiymiş.

Tedavi Süreci

Kişiden kişiye değişen bir tedavi süreci söz konusu bu hastalıkta. Aslında en kolay tedavi edilen ve erken teşhis konulduğu zaman az bir hasarla atlatılabilen bir hastalık olmasına rağmen, kişilerin vücut yapısına göre verdiği ızdırap da değişebiliyor. Hassas vücuda sahip olan kişilerde, yan etkileri fazla olabiliyor. Bu yan etkilerden bazısı, oldukça fazla hasar verebiliyor. Hastanede tedavi gören genç bir bayan ile tanıştık. Göğüs kanseri ile başlayan hayatı, omirilik kanseri ile kabusa dönüşmüştü.

Hikayesini kısaca anlattı bize, göğüs kanseri tedavisi başarılı geçmiş ve tedavi olduğunu sanmıştı. Ancak bu öyle sinsi bir hastalık ki, sizi nereden vuracağını bilemiyorsunuz. Aradan aylar geçmiş, her şey normal gidiyorken tekrar vücudunda tuhaf şeyler hissetmiş ve derhal doktora başvurmuş. Sonuçta kanser hücrelerinin, omirilik kısmında yeniden faaliyete geçtiğini öğrenmişler.

Bir insan için ne kadar yıkıcı bir haber olduğunu hayal edebilirsiniz. Peşinizi bırakmayan bir kabus gibi. Tabi biz bu hanımefendiyi gördüğümüzde tekerlekli sandalyede idi. Belden aşağısı tutmuyordu ama hala kemoterapi ilaçları almaya geliyordu. Yaşama tutunmak işte böyle bir şey. Sonuçta anladım ki, bizim yaşadığımız süreç, kötünün iyisiymiş. Bir kere daha şükrettim ve bu bana mücadelemde güç veren bir etken oldu.

Tedavi sürecindeki en sıkıntılı dönem, ilaçların alındığı dönemdi. Bunu canlı olarak yaşadık. Kemoterapi ilaçlarının, kişiye göre değişen yan etkileri vardı. Biz bu yan etkileri, vücut fonksiyonlarının bazılarını yerine getirememe ve normal yaşam düzeninin bozulması şeklinde yaşadık. Aslında hafif semptomlardı bunlar. Ben bunu hastaneye gelen ve kemoterapi ilacı alan hastalardan gözlemliyordum.

Bazı kişiler ilacı doğru düzgün alamıyorlardı bile. Bayılanlar, kusanlar, alerji krizine girenler… Tedavinin ilk dört ayında, oldukça ağır sayılabilecek Doxorubicin (Adriamycin) adlı ilacı kullandık. Bu ilacı aldıktan bir hafta sonra ancak kendisine gelebiliyordu. İlk 4 ayımız bu ilacı almakla ve yan etkilerini gidermekle geçti. Tabi bu süreçte hastanın yanında aile olarak sizde etkileniyorsunuz.

Bu aşamada yüküm daha da ağırlaştı. Hem ev temizliği yapıyor, hem çocukla ilgileniyor, hem de para kazanmak zorunda olduğum işleri yapıyordum. En çok nefret ettiğim şey, haftanın bir günü hastaneye gitmek oluyordu, ancak yapılacak bir şey yoktu. Bu şekilde kendimi kaybettiğim zamanlarda oldu elbette. Sonuçta hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Tedavi sürecinin bir sonraki aşamasında, OceTaxel isimli bir ilaçla devam ettik.

Bu ilaç diğer ilaca göre hafif dozlu idi. Haftalık olarak alıyorduk. Her hafta bir doz ve 12 hafta boyunca bu ilaçtan alacaktık. Ancak ufak tefek aksilikler bu ilacı almamıza engel oldu. Aksaklıklar ile birlikte 6 defa bu ilaçtan alabildik ve tedavinin seyri değişti. Kan testlerinde üst üste karaciğer enzimleri yüksek çıktığından dolayı, ilacı kesmek zorunda kaldılar.

Bu süreçte bulantı ve kusmalar baş gösterdi. Doktorun tavsiyelerine uyduğumuz halde, karaciğer enzimlerinin sürekli yükselmesinden dolayı, ameliyata karar verdiler. Şu anda ameliyat için tarih verilmesini bekliyoruz.

Doktorla yaptığımız konuşmada, bize üç farklı alternatif sunuldu. Bunlardan bir tanesi, kanser hücresinin bulunduğu göğsün tamamen alınması idi. Yapılan pet taramasında, bu bölgede nerede ise kanserli doku kalmamıştı. Ancak sonuçta %1’de olsa risk vardı ve doktorumuz bunu göze almak istemiyordu. İkinci seçeneğimiz ise pet taraması sonucunda az bir parça kalan kanserli dokuyu, kazımaktı. Ancak ameliyattan sonra da ışın tedavisi alacaktık.

Yani bitmesini istediğimiz süreç, adeta yeniden başlayacaktı. Üçüncü bir seçenek de, göğüs bölgesinin ve koltuk altı lenf bezlerinin ameliyat ile temizlenmesi idi. Ameliyat sırasında ayrıca “rekonstrüktif cerrahi” yani göğüs bölgesine meme implantı yapılması idi. Bu konuda da bize iki seçenek sundular. Bunlardan birincisi, karın bölgesinden alınacak dokular ile göğüs bölgesinin doldurulması idi. İkinci seçenek ise yurtdışından ithal edilen silikon esaslı dolgulardı. Bu dolguların bir sakıncası, operasyonunun zor olması ve dokuya uymama riski taşıması idi.

SONUÇ

Yazmak istediğim daha çok şey olmasına rağmen, bu kadar yazmayı uygun görüyorum. Sonuç olarak bu üç seçenekten bir tanesi seçmemiz gerekti. Biz ise aile olarak, karın bölgesinden alınacak parçalar ile meme dolgusu yapılmasına karar verdik. Yani o bölge komple alınacaktı. Aynı süreçleri tekrar yaşamak, bir yaştan sonra insana gerçekten de zor geliyor. Tabi bu kararı, benden çok eşim istedi.

Ben bu süreci baştan yaşayan kişileri, şu anda daha iyi anlayabiliyorum. Eğer bu kişilere yapabileceğim herhangi bir katkı varsa yapmaya hazırım. Düşüncelerim bu yönde. Umarım bu hastalığa yakalanan insanlar, bir an önce iyileşir ve eski sağlıklarına kavuşurlar. Ancak şunu belirtmeliyim ki, bu hastalığa sebep olan nedenler hakkında, toplum olarak daha çok tepki göstermeliyiz.

Günümüzde yaşadığımız gıda terörünün bir an önce son bulması gerekiyor. Daha fazla para kazanma hırsı ile yapılan bu terör, her geçen gün daha fazla insanı mağdur etmeye devam edecek.