Şimdi bir kahve alalım ve kadın olmak sanatını severek okuyalım.

Daha doğar doğmaz en masum renk ile ödüllendirilirsin. “Pembe”. Yani sen doğdun ama şunları öğren, yapacakların sınırlı, işin belli, nerede durman gerektiğini öğren dediler.

Belli bir yaşa belli sınırlar ile gelirsin. Mesela akşam ezanı okunur okunmaz eve gelen oğlan çocuğu kadar bile değilsin. Sen evde olmalısın, annelik nasıldır, ne kadar zordur öğrenmelisin, ev işlerini bilmen lazım. Sonra bir bakarsın okul çağları. Tabi ki burada da farkın ortada. Okul bahçesinde futbol oynayamazsın. Neden mi? Sen kırılgansın, minicik eteğiyle duran küçük bir kız. Senin oynayacakların belli.Bak sen yakalamaca,ebelemece falan oyna.

Öyle böyle derken bir anda geçer zaman evlenme çağın geldi. Gönlünü de kaptırmışsın hazır. Sevdiğin adamın hatalarına gözlerini kapat şimdi. Aferin sana bak oldu. Hazır mısın zor bir bölüme geçiyoruz. Aşkla bakan şu gözleri geçte. Yahu bu adam ne kadar dağınıkmış diyorsun. Dışarıdan gelip üzerini değiştirmeden koltuğa yayılmalar, yemek hazır mı diye sormalar. Kirli çorabını bir sanatçı edasıyla çıkartıp ortalığa atmalar. Yemeği yer yemez televizyon keyfi yapmalar. Sesin çıkmıyor bakıyorum da. Çıkartmazsın tabi. Çünkü büyüdün, biliyorsun ki bu adam evi için saatlerce çalışıyor, yorgun argın işten geliyor, bunu yapmak hakkı diyorsun.

Gel gelelim işin en tatlı bölümüne. Kendine gel pembelim anne oluyorsun. Bu duyguyu bir erkeğin yaşayamayacak olması ne kötü. Her geçen ay içinde büyüyen bir “sen” var. Senden bir parça o. Onu öyle bir aşkla sahipleniyorsun ki artık kalbinin büyük bir bölümü ona ait.

Size küçük bir bilgi vermek isterim. Dünyadaki en büyük ağrı şiddetine sahip olan ikinci olay doğum sancısıymış. Yaklaşık 57 desibele eşdeğer. Bu 20 kemiğin aynı anda kırılması gibi bir şey. Peki birinci olay ne derseniz buda canlı canlı yakılmak. Kadınlarınızı sevin.

Sevgili pembelim biliyorsun ki annelik zor iş. Seni zor bir süreç, dağınık saçlar, bebek maması olmuş kazaklar bekliyor. Ama buna değer. Unutma sen en büyük SANATÇISIN.