Gidiyorum Aziz Bey, senli benli mısralar ile kestim bileğimi. Ölümsüz olmaya gidiyorum.
26.12.2014

Güne feci bir soğuk ile uyandım. Birşeyler olacağının habercisiydi bu. İncecik giyinmiş, soğuğu iliklerimde hissederek Aziz Beyi düşünüyordum. Her zerresi ezberimde. Mısralar ile bezenmiş bedeni, şiir kokan elleri vardı.

Gökyüzü gözlerinde sanırdım. Saçları gece kadar karanlıktı. Gören gözler ne maviye aşık olup siyahi unutabilirdi, ne de siyaha inanıp maviyi yok sayabilirdi. O iki ölümsüz rengin aşkını taşırdı bedeninde.

Aziz Bey öyle bir adamdı ki, bazen aklım gerçekliğini sorgulardı, yüreğim ise varlığından hep emindi. Sesiyle koca dağlar dile gelirdi. Uzunca bir adam. Oldukça karanlık…

Çok güzel kokardı Aziz Bey. Araziler dolusu lavanta gibi. Beni sarhoş eden bir koku. Ben lavantaları cok severim Aziz Bey.

Güneş görünce kıskanmasın diye geceleri daha çok gelirdi Aziz Bey. Kimsesizdi o. Karanlığın gelişi ile artardı yalnızlığı. Gece görse umutsuzluğundan utanırdı. Bu yüzden hep benimleydi Aziz Bey.

Neşet Ertaş dinletirdi bana. Saatlerce, günlerce. Ben zaten bir Neşet Ertaş’ı birde Aziz Beyi dinleyebilirdim saatlerce. Rakı içmeyide içirtmeyide severdi Aziz Bey.

Biliyorum ki dünyanın en mutlu insanının bile içinde barındırdığı bir yalnızlık vardır. Bazen en iyi dostunuzdur yalnızlığınız. Çevrenin ne kadar kalabalık olduğunun bir anlamı yoktur. Güneşin batışını ile kaybolur kalabalık. İnsan yalnızlığını da sevmeli bence.

Tanıştırayım en büyük yalnızlığım Aziz Bey. O tek gerçek duygu. Ve asla yok olmayacak. Karanlık çöktüğünde doğuverir Aziz Bey…