Bütün kalbiyle tüm samimiyetine güvenerek oturmuştu masaya genç kız. Kıyamadığı bütün duygularıyla inanarak güvenerek belki son kez belki bütün yaşananları hayal ederek ruhunda sıcacık esen rüzgarla gelmişti.  “İlk görüşte aşk yoktur ” tezini çürütmüştü kalbinde besledikleri.

Onu ilk gördüğünde her şeyi unutmuştu, bütün dünya avuçlarının arasından kaybolup gitmişti. Güzeldi kadın duygularıyla güzeldi.

Zaman ikisini de karşılaştırdı bir şekilde .  Adam çok sessiz ve sinsi bir şekilde kadının duygularına çoktan askı olmuştu bile.  İmkansız olan bir şeyler vardı  koca bir imkansızlık içinde kadını görmek istiyordu.  Adam çok sessizdi vardı sakladığı şeyler ve saklı olan bütün gerçekleri gizleyerek kadının yanına geldi.  Heyecanlıydı kadın kalbindeki yumruk yumruk atışları göğüs kafesinin bir yerlerinde kaybolmuştu.  Tane tane ter dökmeye başlamıştı. Buluşmak için ilk hazırlığını arkadaşlarıyla yaptı.  Çok mutluydu bu mutluluğu yaşadığı o dakikalar ömrünün en güzel saniyeleri idi. Aşka inancını kaybettiği kalbinin küllendiği anda o çıkmıştı karşısına…

Saatler 11:15’de  beklenen an gelmişti ve kadın o koca kalbin de filizlenen aşka doğru gidiyordu.   Arabanın kapıları kapanmıştı. Bir yerlerde oturmak için yola çıkılmıştı.  Heyecanlıydı kadın. Adam gayet şık ve siyah gözlüklerini hafif aralamış sol elindeki tesbihi  bileğinde  oynata oynata güzel müziklerle  kendini farklı dünyaya farklı kılıfa çoktan sokmuştu. Kadın yumruk yumruk olan boğazındaki düğümle başını çaktırmadan utanarak sola çeviriyor adamın yandan gözlüklerin arasında görünen gözlerine bakmaya çalışıyordu.  Baktıkça kalbinde ebruli bir resim belirmişti. Renk renk maviler yeşiller kırmızılar pembeler baharlar çiçekler böcekler.  Ayakları çoktan bir cadının süpürgesine takılmıştı.  Ama neydi bu sessizlik.

“İki Türk kahvesi lütfen.”

“Neyin var neden bu kadar sessizsin ” diye defalarca sordu kadın.  Yine sessizdi adam . Ve anlamıştı artık yanlış yerde yanlış insana kalbinde resimler çizdiğini. Mevsimlerin en güzelini  yaşarken hissediyordu o gidecekti.

Saatler ilerlemişti sessizliğin galip geldiği gün cevapsız sorularla kendini gecenin karanlığına bıraktı. Yarım kalmıştı çok şey. Kadın canı patlarcasına yastığın bir köşesine sıkışmıştı. Tavanda ki bütün şekilleri ezberlemişti. Canı yanıyordu. Madem vardı içinde bir karanlık neden çıkmıştı kadının karşısına ?  Ve son kez buluşmak istedi adam.   ikinci köprü arasında buluştular.

“İki levrek lütfen.”

Kadın artık çaresizce oturdu masaya bitiyordu her şey başlamadan bitiyordu. Sırf kendi egolarını tatmin etmek için onunla oynayan adamın karşısında oturmuştu. Adam kadının ellerinden tutmuştu. Utanmıştı kadın, ilk defa bir ele dokundu ama aşık ama delice. Masanın karşısında oturan adam kadının yanına oturak başını kadının omuzuna koydu. Şaşkındı kadın. Son kez diye o masaya oturan adam başını kadının omuzuna koyarak daha çok canını yakıyordu kadının. İlk defa aşık olmuş ilk defa elini tutmuş ve ilk defa omuzuna bir baş değmişti.  Canı yansa da kadının sırf o mutlu olsun diye tutmuştu adamın ellerini ve çok uzaklardaydı gözleri çok derinlerde. Yaşadığı o bir kaç gün dalgalarla beraber kayboluyordu. Gitmek zorunda olan adam , belkide güzel bir senaryo. Evet koca bir senaryoydu.

Gitmişti adam. Kadına bir ilk yaşatarak canını acıtarak veda etmişti. Cevapsız sorular vardı geride… Güzel bir tiyatro güzel ve acımasızca bir sahne. İlk kez kalbinin attığını ilk kez kalbinin sesini duyan kadın karartmıştı mavilerini yeşillerini pembelerini. Ellerine dokundu diye defalarca hıçkıra hıçkıra yıkadı ellerini. Geçer mi izleri?  Adam vefasızca devam ediyordu hayatına.  Onun için basit olduğunu bir kez daha giderek yaşatmıştı kadına.

Güçlüydü kadın onu unutacak ve yoluna devam edecekti. Yine pembeleri yeşilleri olacaktı. Ama onun kadar kötü bir insanın ellerini bir daha tutmayacaktı.

“Masalın en güzel yerinde kadın hep güzeldi.”