Bu yazı öylesine okuduğunuz bir yazı olmamalı. Herkesin hissederek okumasını isterim.

Bu sabah nasıl uyandınız güne. Aslında birçok kişinin “her zamanki gibi” deyişini duyar gibiyim. Neden her zamanki gibi olsunki. Her insan kendi hayatını güzelleştirebilecek güce sahiptir dostlarım.

Bende bu sabah deli gibi bir yağmur sesiyle uyandım. Bu kadar derinden hissetmemin sebebi balkonda uyuyakalmış olmamdı. Normalde gökyüzünde maviyi görmediğimde mutsuz olanlardanım ama bu kez kokusunu hissettiğim bu toprak beni mest etti.

İnsan neden sever ki toprak kokusunu. Büyüklerin deyişleri doğru mudurki. “ölüme yakın olmak” bu duygu mu bize kolay kabullendirir toprağı. Bu zihnimi meşgul eden bir soru.

Sabah sert esen rüzgara rağmen hemen içeri girmek gelmedi içimden. Rüzgarın saçlarımda gezinmesi, bedenimde dolaşmasına izin verdim. Boynuma dokunuşunu hissettim. Gözlerimi kapattım, zihnimi meşgul eden ne varsa bir kenara attım. Hiçbir şey düşünemez oldum o an…

Biraz üşüyünce ellerimi ısıtırken sürdüğüm rengarenk ojeleri farkettim. Birden kendi kendime gülmeye başladım. Zaten kendimi mutlu etmekti sürmekteki amacım. Ne kadar çok şey yaşamış olsam da kendimi mutlu etmeyi öğrendim. Örneğin, yatak ucumda duran gülmeye ayarlanmış rengarenk bir maskem var. Evden çıkmadan, önce onu takıyorum. Tüm günümü yalan bile olsa gülerek geçiriyorum.

Sözlerim sizi rahatsız edebilir, “bu kız daha küçük ne yaşamış olabilir ki ” de dedirtebilir. Ama yanlış, o kadar çok mutsuz oldumki, öylesine yalnız kaldım ki sanırım artık benim için ayrılmış olan mutsuzluğu çabucak tükettim. Elimde yalnızca gülümsemem kaldı.

Şimdi her kötü giden şeyin ardına, bir iyilik, bir gülümseme takıyorum. Bu şekilde gülmeyi de öğreniyorum. Gelin sizede gülmeyi ağırlamayı öğreteyim.