Öğrenmemiz gereken bazı şeyler vardır. Kimsenin öğretemeyeceği hiç bir kitabın içinde bulamayacağımız bir bilgidir bu kendi kendimize öğrenmemiz gereken bir bilgi. Nedir o? Yanlıştan pay çıkarmaktır o. Bazen de düşmek gerekir ne kadar bize şer gözükse de altından rahmet çıkar o an bilinmez ise de rahmet çoktan kalpten içeri girmiştir. Kimse istemez düşmeyi amma düşmek icabet etmiş ise de ne yular kurtarır insanı ne semer amma buna dahi kötü bir şey oldu şekliyle bakmamak icap eder.Nasıl ki ; hayvanı ikaz edersin bostanı bozmasın diye. Ne yaparlar önce bir öte dur derler, yok yine anlamadı bu kez şöyle bir dürterler ,yine olmadı bu kez daha bir sert dürterler ee o vakit ikaz işaretlerini anlamak lazımdır. Hepimiz, başımıza gelenden sonra ; eyvah! deriz.
Söyleniriz en içten: Hey okusana bıre gafil! Yazar işte kainat kitabında. Amma onun alfabesi medreselerde öğretilmez .Bilen bilir ki şu kainatta konuşmayan , insana bildirmeyen hiç bir varlık yok.Sen okuma bilmezsin diye; boş değil ya kainat kitabının sayfaları .Şimdi ben Elif bilmez bir gencim diye boş mudur? O alimlerin kitapları. Okuyana her şey ayan beyan ortada.
Birde Hazreti  Süleyman’ın hikayesine bir bakalım ne gerçekler var içinde .
Ne buyurur Hazreti Kur’an Süleyman(a.s) hakkında?
Süleyman (a.s) , Davut’a (a.s) varis oldu ve dede ki : Ey insanlar ; bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur ve Hz. Süleyman cümle hayvanat ile konuşup onlara hükmederdi. Şimdi müfessirler bunu türlü türlü izah ederler. Kimi isabet eder , kimi edemez. Etmeyene dahi isabetsiz denmez ki Hazreti Kur’an’ın muhatabı her kişidir. Onu okuyan fikir eden her kim ise odur. Bazen de nasip meselesi bu. Boşuna dememişler ; arı bal yapar , izah edemez .İzah ile olaydı : Alimler ve bilginler bal yapardı.Bir vakit bu kuş dilinden anlayan  hazreti Süleyman’a (a.s) gelen bir adam yalvarır :
Ey Allah’ın nebisi !
Ne olur bana da öğret şu kuş dilini . bende ne konuşurlar anlayayım.
Süleyman(a.s) izin vermez. Olmaz der.
Sen onların konuştuklarını dinler isen sabır edemezsin; her şey ayan olur sana hikmetini de anlayamazsın.Adam ısrar kar olunca Hazreti Süleyman: Tamam der ve ona hayvanların dilini öğretir.Sevinçle evine gelen adam çöplükte ki köpek ile horozun konuşmalarını dinlemeye başlar.
köpek , horoza bakar : Horoz kardeş sen arpayla buğdayla karnını doyura bilirsin .Biraz ötede ki taneleri yesen de , ekmek kırıntılarını bana bıraksan olmaz mı ?Benim karnım çok açtır. Horoz der ki : Sabret köpek kardeş . Yarın ağanın eşeği ölecektir.Çöpe atacaklar bol bol yersin.
Bunu duyan ağa; hemen koşar ahırdaki eşeği alır hemen pazarda satar. Kendi kendine söylenerek döner; iyi ki hayvanların dilini öğrenmişim. Yoksa eşek gidecekti.
Derken ertesi gün yine kulak kabartır; çöplükteki seslere.
Köpek sitem etmektedir horoza!
Hani ağanın eşeği ölecekti de bende bolca et yiyecektim yahu!
Horoz ; eşek öldü ama satın alan adamın evinde öldü.
Ağa aç gözlülük edip sattı eşeği ama tasalanma; bu sefer atı ölecek .
Bunu duyan ağa hemen atı da satı verdi. Sevindi yine; iyi ki öğrendim hayvan dilini yoksa atımda gidecekti.
Geldi ve yine kulak misafiri oldu hayvanlarına .
Bu sefer köpek daha yüksek sesle sitem etmekte :Horoz kardeş beni yine aldattın hani ağanın atı ölecekti ya?
Ağanın atı öldü ölmesine de sattığı zavallının evinde öldü.
Horoz , amma üzülme; bu sefer ağanın bizzat kendisi ölecek. Ardından onlarca kazan yemekler etler kaynatılacak. Artanı da bize dökecekler ye o vakit ye yiye bildiğin kadar.
Köpek açlıktan halsiz düşmüş . Sitemle bırak durmadan beni kandırırsın , der.
Ağa bunu duyunca şaşırır, sağa sola koşuşturmaya başlar.”Yok mu beni kurtaracak? “diye söylenir . Söylenir de gece hastalanan ağa sabaha çıkmaz ölür.
Arkasından yapılan yemek ve pişirilenler den artanı da çöplüğe dökülür.Uzun zamanlar hayvanlar ziyafete konmuş olurlar.Bu sırada horoz söylenir : İnsanlar , sözümüzden doğruyu değil; eğriyi anlarlar.Hayvanlar “neden ölecekti?” diye düşüneceklerine , hile yapıp ölecek hayvanlarını satarlar. E alıcısı olsa , ölüm haberini alanda canını dahi satar pazarda hileden vazgeçmez yine de. Şimdi kıssadan hisse kurt ile kuş ile toprak ile su ile konuşması Süleyman’ın (a.s): Kainatı okuduğuna işarettir işin aslında . Dinler isen su konuşur, aç konuşur, dilsiz taşlar dahi konuşur dinle o vakit… Desinler sana: Sen kimsin? Nesin? Necisin? Nereden gelir nereye gidersin? Dinle hele dem hangi demdir? Desin sana. Varlık birdir. Bakma; hayvandır ,bitkidir, sudadır, karada dır, havadadır, göklerdedir göze gelir göze gelmez ama cümlesi birdir.Tut ki elinde bir ayna var tut güneşe o aynadan bir sürü güneşler görünür. Şimdi o yansımaların her biri bir güneş midir? Değildir. Peki güneşten değil midir onlar? Asılları nesilleri güneş değil midir? Öyledir. Güneştir. Güneş olmaz ise aynada aksetmesi olur mu? O vakit yol güneşe varır. Sözü uzatarak boş laf etmiş olurum. Görmen gerekenler yolun üstünde gören kendi görü versin bakalım. Görmeyi bilen görür. Görmeyi bilemeyen göremez. Gözde kendi başına görecek değil . Bu yolda gözü ağma olan görür. Gözü açık olan ağma kalır.
Gönül gözüyle dünyaya bakmanız dileğiyle .
Yokluğa yoksulluğa bir yardım eli uzatmanız dileğiyle.
Kopardığınız bir gülün Allah’ı zikir edişini hissetmeniz dile ile .
Esenle kalın.