Duygusal zeka, herkeste var olan, entellektüel zeka gibi genetik aktarımı olmayan ve geliştirilebilen bir zeka türü olması açısından dikkat çekicidir.

Çocuklar yaşadıkları iyi ya da kötü olan her şeyi düşünceleri ile ifade etmektense duyguları ile ifade eder, etkileşimde bulunduğu kişilerin duygularını hissedip, algılayıp ona göre tepki verirler.

Duygularını sözel olarak ifade etmeseler de kahkahaları, gülümsemeleri, ağlamaları ve dudak büzmeleri vb. davranışlar şeklinde yansıtırlar.

Peki sonra ne oluyor? Kendi duygularını ve başkalarının duygularını fark edebilen çocuk, zamanla duyguları bir kenara bırakıp yargılar üzerinden etkileşim kurmaya başlıyor. Onun için olaylar karşısında ne hissettiği değil, ne düşündüğü daha önemli bir duruma geliyor. Kendi duygularını, karşısındakinin duygularını yok sayıp bir anlamda sonucu ne olursa olsun, bencilce bir yaklaşım ile hareket ediyor. Tepkisini sözel olarak ya da davranışa dökerek ifade etmeyi tercih ediyor.

Bizler için duygular hayatımızda ikinci planda yer almakta, duygu denince akla duygusal olmanın zayıflığı gelmektedir.Rational+vs+Emotional

Başarılarla dolu bir hayat ve kariyer için entellektüel zeka, herkesin olmazsa olmazı durumunda olsa da, oysaki duygusal zeka buz dağının görünmeyen kısmıdır.

Buz dağının görünmeyen kısmına ulaşmak için, yapmamız gereken ise çocukken sahip olduğumuz, zamanla eksik bir yanımız olan duygusal zekamızı geliştirmek olacaktır.

Küçük birkaç adımla başlayabilirsiniz.

Bildiğiniz duyguların listesini oluşturabilir, size göre olumlu ya da olumsuz, olup olmadığını yazabilirsiniz.

Durum-Düşünce-Duygu-Davranış; şeklinde bir sıralama yaparak örnek bir durum karşısında aklınıza gelen ilk düşünce, sonrasında hissettiğiniz duygu (varsa karşınızdaki bireyin neler hissetmiş olabileceği), ve son olarak davranış olarak ne yaptınız, bedensel tepkileriniz neler oldu?

Duyguların farkında olmanız dileğiyle…