Sanırım başlıkların en kolayı. Cehaletin ardına sığınıp istediğim kadar atıp tutabilirim.

Zira gerçekten bilmediğimi bilmediklerim, bana gereken savunma hattını, mevzileri hazırlanmış, siperleri kazınmış ve mühimmatı sınırsız bir cephe açıyor.

Cehaletle dövüşmeye karar vermemiş birisi olarak bu noktalara nasıl geldiğimi bilmiyorum. Çoğu insanın aynı terimleri, farklı mana veya yoğunluklara yorduğunu fark etmemle, cehaletin o kadar önemli olup olmadığına kafa yormam da sonralarına denk gelir zaten.

Gezegen üzerinde paylaşamadığımız şeyler, var olanların kaçta kaçını oluşturuyor onu bile bilemiyor iken, elde edilen gürültü patırtı sonucu oluşan negatiflikler varsa karma, yoksa tanrı tarafından bize ekmek, su ve yol olarak geri dönecek, haberimiz yok.

Giriştiğimiz hayatta kalma mücadelesi, amiyane tabirle “sefa pezevenkliği” seviyesinde sürünmekte. Bir yanda lüksünün kalitesini beğenmeyenler, diğer yanda temiz içme suyu bulmayanlar, başka bir yerde cinsel/siyasi/semavi görüş ve tercihleri nedeniyle medeniyet şu ana kadar varabildiği ve en üstü kabul edilen toplumsal sosyal yapıdan dışlananlar, toprakları işgal edilen dünyanın diğer canlıları ve ailesi/toplumu tarafından eğitimi aksatılmış bir insan evladının yaktığı orman… Herkes aynı kalıbın arkasına sığınabilir ve pençeleriyle yaklaşanları kesebilir, bölgesine işeyebilir.

Bunun ne kadarını kabul edebilir ve devam edebiliriz, sormamız gereken sorulardan biri de bu olsa gerek.

Sevgilerimle…