Zamanı biz modern çağın insanları geçmiş zaman şimdiki zaman ve gelecek zaman olarak kısımlara ayırırız. Sonra onu saatler ve takvimlerle saymaya çalışırız. Zaman geçer ve ömür biter deriz. Oysa biten zaman değildir. Biten ve geçip giden bizzat sensin! Dünya olduğu haliyle milyarlarca yıldır aynı.

Akıp giden zaman değil bizzat sensin!

O halde bir de bilge insanların zaman kavramına değişik bir açıdan bakmak gerek. Bilge insanlar ne der;  zaman yoktur sadece “an” vardır. Tüm gerçeklik anın içindedir ve an sonsuzluğun ta kendisidir.

İlginç bir tanım değil mi?

Ama derinlemesine düşünüldüğünde bu tamamen doğru geliyor. An dışında hiçbir gerçeklik yoktur. Örneğin geçmişte yaşadığınız her şey “an”a kadar zihindeki bir hatıradan başka bir şey değildir. Oysa an tüm gerçekliği ile geçmişten sıyrılır. Anlar yan yana dizilerek bizde zaman mefhumunu yaratır. Oysa gerçekte her bir “an” diğerinden tamamen bağımsızdır.

Çok bilindik bir sahne!

Az evvel konuştuk, az evvel nefes alıyordu! Ama şimdi yok! Bu cümleyi kuran biri “an” kavramından habersiz  tüm anların belirli bir sırayı takip etmesi  gerektiği gibi temelsiz bir inanışa sahip.

Anlar birbirinden bağımsız sonsuzluklardır. Şimdi varım bir an sonra yokum. O nedenle gerçek yaşam da sadece “an” dadır. Anda ben varsam yaşıyorumdur eğer anın dışına çıkmaya çalışan zihnimin getirdiği geçmiş görüntülerle haşır neşir olursam yaşamı yani anı kaçırmış olurum. Aynı şekilde zihnimin gelecekle ilgili planlarını kurgularsam yine anın dışına çıkmış olurum ve gerçeklikten uzaklaşarak hayal dünyasında yaşarım ya da yaşamış gibi yaparım.

Birçok insan dünyada kaldığım süre çok kısadır der. 100 yıl yaşayan kişi de aynı şeyi söyler, 150 yıl yaşayan kişi de… Ama bir bilge aydınlanmış bir insan için 1 saniye bile muazzam bir genişliğe sahiptir. Hayat yudum yudum yudumlanır bilge tarafından. Ölüm geldiğinde ruhlarını korku pişmanlık kaplamaz. Şükran ve minnetle teslim ederler. Şaşırmak şoka uğramak yoktur onlar için.