Kendimden çok uzaklarda  umulmaz sancıların tam ortasında kimsesizler sokağının bilinmez caddesinde yürüyordum.

Neden mi?

Kendimi aramak üzere yollara koyulmuştum o an…

Bir ben daha var mıydı?

Ben, ben miydim?

Aklım soru harmanına dönmüştü ve bu şekilde saatler geçti.

Siz hiç yılların çürütemediği bir ruha hasret kaldınız mı?

Unutulan bir çiçeğin artık üzülüp solduğunu kalbinizde hissettiniz mi?

Karanlığın içinde cahil ilmi ile mum yaktınız mı?

Hem ne fayda; cahilin mumu da karanlık değil midir zaten?

Kapkaranlıktı dört bir yanım taki o güne kadar .

Aşk ile sevgi arasında kalmış bir ömür vardı henüz yaşayamadığım bulamadığım içimde ki özümeydi hasretim…

Gözlerimi ufka dikmiş bekliyordum, ben oralarda mıydım?

Bir çölde yoksa bir deniz ortasında mıydım?

Bilinmezlik ben miydim?

Yoksa gökyüzüne mi mıhlanmıştım, bunca iç içe gecen düşüncelerin yorgunluğu ve dilimdeki kırık beste ile ararken kendi içimde ki gerçek beni, ufuktan bir karartı gördüm!

Yaklaştıkça netleşen ve bana benzeyen ona doğru heyecan ve şevk ile koşarken ben, benden geçmiştim.

Karşımdaydı içimdeki asıl ben, bunca zaman aradığım ve bulamadım ama o beni buldu çünkü; o hep yakınımdaydı ben ise gözünün önünde kendi mezarını kazan bir çukurdaydım .

Yanına geldiğimde bir iç çektim bu sefer ki hakikat idi serap değil!

Bana bakarak ilk söylediği;

Beni mi kaybettin?

Evet, seni çok aradım!

Seni bulmak istemiyordum; çünkü sen içine körleşmiştin, taki benim yokluğumu hissettiğinin farkına varana dek.

Seni dinliyorum dök bana içini dedi.

Ve başladı kendimi tanımam…

Hayata neden geldim?

Beni bu dolup boşalan dünyaya bağlayacak hiçbir şey yok varsa da bilemiyorum.

Ne yapmalıyım?

Gözlerindeki ışığı görebiliyordum gözlerime bakarak cevap verdi:

Dünyaya gelip gelmemeyi sen seçemezsin o ezelden seçilen bir emirdir. Mühim olan geldiğinde ne yapacağın ve bunun sonucunda kazandıkların ve kaybettiklerindir.

Dünya bir oyun bahçesi, bunu çocuklar biliyor ama biz büyüyünce unutuyoruz

Çünkü ; unutmaya mecbur bırakılıyoruz. Geçmiş , geleceğin tohumudur, ders çıkarılmayana tekte tohum yeşerir. Kısa bir hayattan uzun ders çıkarmak zorundayız .

Seni hayata bağlayacak olan ise  hayallerin ve kararların olmalı çünkü;hayallerinin peşinden koşmadıkça hayalden hayale uçmanın ne anlamı var!

Pes etme dedi.

Ben aldığım cevapları idrak etmeye çalışıyordum aklım ve kalbim tasdik edercesine boyun büktü ruhuma…

Peki hayat neden bu kadar acımasız?

Düşeni neden kaldırmazlar?

Zenginler ve fakirler neden aynı sofraya oturamazlar?

Önce güldü acı bir tebessüm ile sonra cevap verdi.

Hayat bizi yere serebilir fakat ayağa kalkıp kalkmamak bize kalmıştır.

Koşmak, yürümek, adım atmak ama daima ileriyi düşünmek bize kalmıştır. Durduğun yerde sekmemelisin.

Her şey göründüğü gibi değildir, asıl görünmeyen perde gerçeğin arkasındadır. Fakirler, bir kuru ekmek ve bir çorba ile geçimini sağlayabilirler ve bundan şikayetçi olmazlar.

Fakirlerin yemeği aza kanaatten geçtiği gibi bu kanaatin hediyesi olarakta mutluluk ve evdeki huzuru da yaratıcı hediye eder.

Zenginlerin çoğu ağlar içten ve dıştan ama pek göremeyiz…

Sofralarında; bir kuş sütü eksik iken ceplerinde, bir bankayı batıracak kadar çek varken ne sofraların da nede yüreklerinde mutluluğun ve özgürlüğün bir cıvıltısı vardır, buda zenginlerin fakirliğidir bu sofrayı kim ister? Etrafında güven, aşk, sevgi, saygı ve özgürlüğün olmadığı müddetçe!

Ağlıyordum…

Kendimi bulmuş ve kendimi keşfediyordum gözyaşlarım geçmiş yıllarımın yanlışına su serperek temizleyemezlerdi ama geleceğe su taşıya bilirlerdi; yanlışlarından ders çıkartarak.

Aşk diye bir bilinmezlik var bu dünyada.

İnsanlar gördüm:

Aşık oldum, deyip sonra aşkı terk eden.

Sence aşk neydi?

Sustu bir süre, susarak kendi içinde konuştu .

İçimi açayım sana dedi.

Her sevgiyi aşk sananlar; boya posa yüzündeki makyaja aşık olan sahtekarlardır. İnan bana onlarda aşk diye bir şey yoktur sadece yolunu kaybetmiş duygular vardır.

Makyajına ve yüzündeki boyalarına güvenme. Yollar da güzeldir ama altından kanalizasyon geçer. İç ve dış ancak severek öğrenilir!

Aşk bilinmek ister, sevilmek değil zaten sevgi aşktır.

Hepimiz birer boş eviz, taa ki birisi kilidimizi kırıncaya dek.

O kilit gönülden açılmalıdır yapmacık anahtarlar aşkın ruhuna kara bir leke saplar. Gerçek kişiliğimizi yeteneklerimiz değil, yaptığımız seçimler gösterir buda hayatımıza yön veren bir pusula olur.

Aşk, mutluluktur ve mutluluk sadece paylaşıldığında gerçektir.

İnsanlar beğendiği bedenlere hayallerindeki ruhları koyup, aşk sanıyorlar oysa aşk ruhun ta kendisiydi hiç farkında değiller.

Aşkın içini boşaltıp: Aşk hoşlanmaktır, dediler bu da nice hayallerin  sonu oldu daha başlamadan …

Aşkın yapabileceklerini sözcükler anlatamaz.

Aşk asla gizli kalmamalı. Aşk kadar karmaşık bir şeyi içinde saklarsan hasta olabilirsin dedi.

Ve sustu…

Başımı sallayarak evet dedim…

Kendi kalbimi ve ruhumu hissediyordum ama bir şey eksikti içimde,

son bir sorum var dedim. ”Ey ben!”

buyur dinliyorum sorun nedir? Ey bedenim.

İnsanlar hep bir şeylere sahip olabilmek için çalışıyorlar

sonra istedikleri şeye sahip olunca yine çalışıyorlar ömür böylemi tüketilir?

Ah Dünya, dedi.

İnsan doymak bilmeyen bir karadeliğe benzer; doymamak onun için tek doyumdur.

Hayatta bazı ihtiyaçların olabilir onun için çalışabilirsin ama yaşamak için çalışmamalısın. Eğer yaşamak için çalışıyorsan, neden çalışarak ölüyorsun? Bunu iyice düşünmelisin!

Hepimiz, dünyayı kendi küçük anahtar deliklerimizden görüyoruz dikkat etmemiz gereken ise kendi anahtarımızı başka anahtarcılara teslim etmemek için çalışmalıyız.

İnsanlar hep bir şeylere sahip olmak isterler ama farkına varmadıkları ;

“Senin sahip oldukların, sonunda sana sahip oluyor.’’dedi.

Ve devam etti…

Sanki birileri deneyler yapıyor ve bütün dünya onların laboratuvarı olmuş. Hep çalışanlar ve ezenler olucak çünkü; Dünya her gün biraz daha zalimleşiyor ve sevgi adına umut adına ne var ise yok olmaya yüz tutmuş, tutucaktırda taki dünyaya sevgi ve ihlas hakim olana tek …

Ben artık kendimi bulmuştum aklım ve kalbim çelişki de değildi!

Amacım ve gayelerim neler aşık olmakla ile olmamak arasında ki ikilemlerim artık cevap bulmuştu. Neden yaşamalıyım bu aklımı kemiren solucana da hattini bildirmişti ben, kendimdeydim artık elveda eski ben artık ruhumu hissede biliyordum.

Merhaba özben’liğim!

Esenle kalın.